Kültür Sanat

Venedik Bienali

 

 

1 Haziran–24 Kasım 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi’nin Türkiye Pavyonu’nda, Ali Kazma’nın “Rezistans” başlıklı yeni video serisi gösterilecek.

 

Rezistans

 

Ali Kazma “Rezistans”ta, günümüzde beden için geliştirilen söylem, teknik ve yönetim taktiklerini; bedeni hem kendi kısıtlarından kurtarıp özgürleştiren, hem de sınırlayıp kontrol altına alan müdahale ve stratejileri araştırıyor. Emre Baykal’ın küratörlüğünde gerçekleştirilecek Türkiye Pavyonu, bu yıl da Venedik Bienali’nin ana mekânı olan Arsenale’nin Artigliere binasında yer alacak.

 

Fiat sponsorluğunda, TC Dışişleri Bakanlığı ile TC Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde ve TC Başbakanlık Tanıtma Fonu Kurulu’nun desteğiyle gerçekleştirilen Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nun koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) yürütüyor.

 

Venedik_Bienali_Basin_Toplantisi_Görgün-Taner
İKSV Genel Müdürü Görgün Taner

 

Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat SergisiTürkiye Pavyonu için 25 Şubat Pazartesi günü İKSV binasında yer alan Salon’da bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına konuşmacı olarak sanatçı Ali Kazma ve küratör Emre Baykal’ın yanı sıra İKSV Genel Müdürü Görgün Taner ile 2011 ve 2013 yıllarında Türkiye Pavyonu’nun sponsorluğunu üstlenen Fiat adına TOFAŞ CEO’su Kamil Başaran da katıldı.

 

Venedik_Bienali_Basin_Toplantısı-Kamil-Başaran
TOFAŞ CEO’su Kamil Başaran

Fiat adına konuşma yapan TOFAŞ CEO’su Kamil Başaran, “Türk Otomotiv Sanayi ve ekonomisinin gelişimine 45 yıldır öncülük eden Tofaş’ın Fiat markası ile 2011 yılında olduğu gibi 2013’te de bu değerli sanat olayının sponsorluğunu üstlenmiş olmanın gururunu yaşıyoruz” dedi.

 

Konuşmaların ardından küratör Emre Baykal ile sanatçı Ali Kazma, katılımcılara, Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu’nun kavramsal çerçevesi ve “Rezistans” projesiyle ilgili bilgi verdi.

 

Venedik_Bienali_Basin_Toplantisi

Ali Kazma’yla 2001 yılındaki 7. İstanbul Bienali’nden bu yana birçok projede birlikte çalıştıklarını söyleyen Emre Baykal, çok kanallı bir video yerleştirmesi olarak kurgulanan “Rezistans”ın, sanatçının 2005 yılından bu yana ürettiği “Engellemeler” (Obstructions) serisinin içinden genişleyerek yeni bir perspektife açıldığını belirtti. Ali Kazma, “Engellemeler”de dağılmaya, yok olmaya eğilimli dünyayı bir arada tutmak için insanın geliştirdiği fiziksel üretimin çeşitliliğini; bedenin sürekliliği, denetimi, bakım ve onarımı için verilen uğraşları; insan doğası içinde bunların ne ifade ettiğini araştırmıştı. “Rezistans” ise bedenin bilimsel, kültürel ve toplumsal araçlar yoluyla nasıl şekillendirildiğini ve bir icra alanı olarak nasıl tekrar tekrar yeniden üretildiğine odaklanacak. Baykal, “Rezistans”ın, yaratıcı bir güç olan bedenin üretim aktivitesini doğrudan beden üzerine taşıdığını belirterek; üreten ve üretilen, şekil veren ve şekillenenin, bu kez bedenin kendi maddeselliğinde birleştiğinin altını çizdi.

 

Toplantıda, daha sonra “Rezistans”taki çalışmaların sanatçının önceki işlerine nasıl bağlandığını örneklemek üzere, Kazma’nın “Engellemeler” serisinden Blucin Fabrikasıadlı video çalışması gösterildi.

 

venedik-robot-rezistans

Ali Kazma ise ilk kez Venedik’te gösterilecek olan “Rezistans” serisinde, insanın toplumsal, kültürel, fiziksel ve genetik kodlarını kırarak bedene yaptığı müdahaleleri, onu hem inşa hem de kontrol eden süreçleri kaydettiğini belirtti. Çekimleri yaklaşık bir yıl süren projeyi dünyanın çeşitli yerlerinde, farklı mekânlar ve öznelerle birlikte gerçekleştirdiğini anlatan Kazma, “Rezistans” serisinde fiziksel ve kavramsal bir mekân olarak bedenin ürettiği anlamlar bütününü ve bunlara ilişkin enigmayı geniş bir ilişkiler ağı içinden okumaya çalışıyor. “Rezistans”ın çekildiği mekânlar arasında Paris’te bir film seti, Sakarya’da bir hapishane, İstanbul’da bir okul ve ameliyathane, Berlin’de robot üretim ve deneylerinin yapıldığı bir üniversite, Lozan’da bir tıbbi araştırma laboratuvarı, Londra’da bir dövme stüdyosu ve New York’ta bir tiyatro salonu da bulunuyor.

 

Projeye eşlik etmek üzere bir kitap da yayımlanacak. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak kitabın tasarımını serginin iletişim malzemelerini de tasarlayan Esen Karol üstleniyor. Türkçe ve İngilizce olarak iki ayrı edisyonda basılacak olan “Rezistans” başlıklı kitap, Venedik Bienali açılışı sırasında yayımlanacak ve sonrasında kitapçılarda satışa sunulacak.

 

Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi’nde yer alan Türkiye Pavyonu; 30 Mayıs Perşembe günü gerçekleştirilecek açılışın ardından 1 Haziran Cumartesi günü sanatseverlerin ziyaretine açılacak ve 24 Kasım’a kadar gezilebilecek.

 

“REZİSTANS” HAKKINDA

venedik-tattoo-rezistans

Ali Kazma 2005 yılından bu yana “Engellemeler” (Obstructions) başlığı altında ürettiği video serisinde düzenle kaos, yaşamla ölüm arasındaki gergin dengeyi, insanın dağılmaya, yok olmaya eğilimli dünyayı bir arada tutma çabasını ve bunu başarmak için geliştirdiği fiziksel üretimin çeşitliliğini, insan doğası içinde bu üretimin ne ifade ettiğini araştırdı.

 

“Engellemeler” serisi, Ali Kazma’nın 2005 yılında Fulya Erdemci ve Emre Baykal eşküratörlüğünde kamusal alan için tasarlanan “İstanbul Yaya Sergileri II: Tünel-Karaköy” başlıklı sergi için gerçekleştirdiği, 37 günlük performatif bir çalışmadan beslenir. “Bugün” (Today) adlı bu çalışmada Kazma, serginin kapsadığı bölgenin günlük yaşantısı içinde yürütülen mikro düzeydeki üretim ve onarım etkinliklerinin izini sürmüş; gün içinde kamerasıyla kaydedip montajladığı bu etkinlikleri, aynı gün hava karardıktan sonra Tünel Meydanı’na bakan bir dükkân vitrinine yansıtmıştı. Çalışmayla geçen mesai saatleri sona erip dinlenmeye ayrılan zaman dilimi başlarken, işin kendi mesaisini de başlatmış; sergi süresince gündüz olup biteni gecenin içine taşımıştı. Sunum stratejisini zamanda küçük bir kaydırma yoluyla kuran ve sanatçının kendi bedensel ve zihinsel çalışmasını, bölgenin günlük rutini içindeki çalışmalara eklemleyen bu performatif iş, genellikle görmeden geçip gittiğimiz –ya da kapalı mekânlarda gerçekleştirildikleri için göremediğimiz– her türlü üretim, bakım, onarım etkinliğini, fragmanlar halinde görünür kılıyordu. “Bugün”, en geniş anlamıyla çalışan insan bedenini, bedenin kendi uzantısı gibi kullandığı araçları, çalışma halindeki bedenlerin ortak jest ve eylemlerini ve bu eylemler arasındaki benzerlikler yoluyla grameri kurulan “çalışan beden”in dilini, kendi araştırma alanı içine taşıyordu.

 

Ali Kazma’nın şimdilik 16 parçadan oluşan “Engellemeler” serisi ise, “Bugün”ü oluşturan fragmanların kentsel/mekânsal bağlamlarından kopartılarak tekrar ziyaret edilmeleri fikriyle tetiklendi ve “Bugün”de yer almayan çeşitli üretim kategorilerini de içerecek şekilde genişledi. “Engellemeler” serisindeki işlerin bazıları aynı mekân içinde, farklı kombinasyonlar halinde ve eşzamanlı gösterildiklerinde beden-çalışma-üretim etrafında şekillenen ilişkiler ağı için her seferinde yeni düşünsel imkânlar aralarlar. Serinin adında ima edilen karşı koyma çabası ise, her şeyin eninde sonunda ayrışıp yok olacağına dair çok temel bir bilimsel gerçeğe referans verir. Söz konusu “engelleme”ler, insanın bu mutlak yok oluş sürecine –ve nihayetinde ölüme– karşı sürdürdüğü, bu süreci en azından yavaşlatıp geciktirmeye yönelik bitmeyen bir çaba olarak üretim ve onarım aktivitelerinin toplamına işaret eder.

 

“Engellemeler” serisinde yer alan işlerin çoğu, insan bedeninin sürekliliği, konforu, ölçülmesi, kontrolü, bakımı, onarımı vb. için verilen uğraşları konu edinirler. Bu uğraşların icra alanı ve son ürünü bedeni destekleyen ya da tamamlayan materyal nesneler olduğu kadar (“Blucin Fabrikası”, “Çelik Fabrikası”, “Saat Tamircisi”, “Mutfak”), kimi zaman beden de kendisini icraya açıyor (“Dansçı”, “Ressam”), ya da kendisi icranın alanına dönüşüyordu (“Beyin Cerrahı”).

venedik-okul-rezistans

Tıpkı “Engellemeler”in “Bugün”ün içinden genişleyerek doğuşu gibi, “Rezistans” da “Engellemeler” serisinin içinden genişliyor; bilimsel, kültürel ve toplumsal araçlar yoluyla bedenin bugün nasıl şekillendirildiğini, bir icra alanı olarak nasıl tekrar tekrar yeniden üretildiğini araştırıyor. Diğer bir deyişle, “Rezistans”, yaratıcı bir güç olan bedenin üretim aktivitesini doğrudan beden üzerine taşıyor; üreten ve üretilen, şekil veren ve şekillenen, bu kez bedenin kendi maddeselliğinde birleşiyor.

 

Ali Kazma, “Rezistans”ın yaklaşık bir yıl süren çekimleri boyunca, bedeni hem inşa hem de kontrol eden süreçleri kaydetmek için girdiği pek çok farklı mekânda, insanın kendi bedeninin toplumsal, kültürel, fiziksel ve genetik kodlarını kırmaya çalışıp onu kusursuzlaştırma çabasının yanı sıra, bedenin bu tür müdahaleler yoluyla nasıl yeni sembollerin ve anlamların taşıyıcısı haline geldiğini/getirildiğini de araştırdı.

 

“Rezistans” başlığı altında bir araya getirilip, birlikte gösterildiklerinde tek bir yerleştirmenin kurgusunda birbirlerini bütünleyecek olan bu videolar, materyal bedenin inşasını üç ayrı katmanda incelemeye alıyorlar. Bedeni, Amelia Jones’un “Decorporealization” adlı metninde (1) belirttiği gibi, gözden çıkarıp bir kenara atabileceğimiz, vazgeçilmesi mümkün, ama aynı zamanda bireyin fiziksel temsili ve kefili olarak kendini dayatan bir kabuk olarak düşünecek olursak, Ali Kazma’nın kamerası, bir rezistans alanı olarak kabuğun kendisine ve ona yapılan müdahalelere baktığı kadar; bu yüzeyin altında, kabuğun içinde yer alan ve görünmez olana, yani onu hem bir arada tutan hem her an dağılıp yok olmasına yol açana, en materyal haliyle etin alanına da iniyor. Bir üçüncü katman ise, bedensel kabuğu sarıp kuşatarak onu şekillendiren, disiplin altına sokan, bedeni sürekli denetleyip koruma ve gözetim altında tutan kurumsal/mekânsal kabuklar olarak karşımıza çıkıyor.

 

Ali Kazma “Rezistans”ta, günümüzde beden için geliştirilen söylem, teknik ve yönetim taktiklerini araştırıp, bedeni hem kendi kısıtlarından kurtarıp özgürleştiren, hem de sınırlayıp kontrol altına alan müdahale ve stratejilere odaklanırken; bedenin geçirdiği değişimleri yalnızca kamerasını yönelttiği özneler aracılığıyla değil, öznenin yeniden kurgulanışına sahne olan mekânlar yoluyla da anlamaya çalışıyor. Antik Yunan’dan beri bedeni zihnin ve ruhun tabutu, kafesi ya da onları hapseden hücre olarak gören metaforik algı, “Rezistans”ı, bedenin kendisini mimari çerçeve içinde neredeyse hiç göstermese de, onun kontrol ve terbiye edildiği, hareketinin sınırlandırıldığı boş mekânlara da taşıyor.

 

Foucault, “Utopian Body” adlı metninde, bizi her zaman maddeye, dolayısıyla ölüme, ölümlülüğe doğru çeken bu kafes/tabut/hücre bedeni önce ütopyanın engeli, daha sonra da ütopyanın doğduğu mutlak yer olarak betimler:

 

“Proust’un her uyandığında yavaşça, ürkekçe, yeni baştan içine yerleştiği bu mekân: Gözlerim açıldığı andan itibaren bu mekândan kaçmam imkânsızdır. Beni olduğum yere çivilediğinden değil, ne de olsa sadece kendim değilim hareket edebilen, yön değiştirebilen; bu mekânın kendisini de hareket ettirebiliyor, yönünü veya yerini değiştirebiliyorum. Tek mesele şu: Onsuz hareket edemiyorum. Onu o olduğu yerde bırakıp kendim başka bir yere gidemiyorum. Dünyanın öbür ucuna gidebilir; sabahları çarşafın altına saklanabilir, kendimi olabildiğince ufaltabilirim. Hatta kumsalda güneşin altında kendimi eritmeye yatabilirim –her zaman orada olacaktır. Benim olduğum yerde. Buradadır, ve bu durumu düzeltmek imkansızdır: Asla başka bir yerde değildir. Bedenim ütopyanın zıddıdır: Asla başka bir gökyüzünün altında olmayan şeydir. O, mutlak mekân, benim bulunduğum küçük mekân parçası, kelimenin doğrudan anlamıyla, vücut bulmuştur. Bedenim, merhametsiz mekân.” (2)

 

Hiçbir zaman kurtulamayacağımız bu beden, bir yandan bizi kendi maddeselliğine, sonlu bir yerin sonsuz imkânları içine hapsederken, aynı zamanda da, bütün ütopyaların inşa edildiği mekândır:

“Bence bir ütopya olabilmem için, bir beden olmam yeterli: Sayelerinde bedenimden sıyrıldığım tüm o ütopyaların hepsinin taslağı ve ilk uygulaması, ve kökeni, bedenimin ta kendisindeydi. Daha önce, ütopyaların bedene düşman olduğunu, ve eninde sonunda bedeni silip atacağını söylerken gerçekten de yanılmışım. Ütopyalar bedenin ta kendisinden doğmuştur, bedene belki sonradan düşman kesildiler.” (3)

 

“Rezistans”, bedenin gizemine meydan okuyup onu neredeyse anatomik bir nesne olarak anlamaya çalışan, indirgeyici modernist bir yaklaşım benimsemekten ziyade, bedenin fiziksel ve kavramsal bir mekân olarak ürettiği anlamlar bütününü ve bunlara ilişkin enigmayı geniş bir ilişkiler ağı içinden okumaya çalışıyor. Ali Kazma, ilk kez Venedik Bienali’nde gösterilecek olan bu çok ekranlı video yerleştirmesinde, toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasi, bilimsel ve düşünsel katmanlarda bedeni şekillendiren ağları; “beden olmak” ve “bir bedene sahip olmak” arasındaki ilişkiyi (4); bir bilgi, denetim ve performans alanı olarak bedenin sonsuz olanak ve sınırlarında oluşan gerilimi, “materyal beden”, “toplumsal beden”, “denetlenen beden”, “disipline edilmiş beden”, “çalışan beden”, “konuşan beden”, “yaşanan beden”, “cinsel beden” gibi farklı tanım ve algılar içinde araştırıyor.

 

Ali Kazma, bu geniş kapsamlı projenin çekimlerini dünyanın çeşitli yerlerinde, farklı mekânlar ve öznelerle birlikte gerçekleştiriyor: Paris’te bir film seti, Sakarya’da bir hapishane, İstanbul’da bir okul ve ameliyathane, Berlin’de robot üretim ve deneylerinin yapıldığı bir üniversite, Lozan’da bir tıbbi araştırma laboratuvarı, Londra’da bir dövme stüdyosu, New York’ta Hamlet oyununun provalarının yapıldığı bir tiyatro salonu, bunlardan bazıları.

“Rezistans”, hem gerçek ve sınırlandırılmış bir imge ve hem de bir sonsuz imkânlar alanı olarak bedenin kaynak oluşturduğu sınırsız bilgiyi, zaman içinde daha da genişleyerek kapsamına alma sözü veriyor ve Ali Kazma’nın bugüne kadarki üretiminin bundan sonra evrileceği yöne ilişkin önemli ipuçları sunuyor.

 

 

BİYOGRAFİLER

 

Ali Kazma

ali-kazma

1971 yılında İstanbul’da doğan video sanatçısı Ali Kazma, 1993’te ABD’de lisans eğitimini tamamladı. Londra’da kısa bir süre fotoğraf eğitimi aldıktan sonra 1995 yılında tekrar ABD’ye film eğitimi almak için döndü.  New York’taki New School Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamlarken aynı zamanda öğretim elemanı olarak da görev yaptı. 2001 yılında UNESCO tarafından verilen “Sanata Destek Ödülü”ne layık görülen Kazma, 2005 yılından beri üzerinde çalıştığı “Engellemeler” serisiyle 2010 yılında medya sanatı alanında North Rhine-Westphalia Sanat Vakfı tarafından verilen prestijli Nam June Paik Ödülü’nü kazandı. Videoları ile insan davranışları, varoluş şekilleri ve hallerini sorgulayan sanatçının çalışmalarının sergilendiği etkinlikler arasında İstanbul Bienali (2001, 2007, 2011), Tokyo Opera City (2001), Platform Garanti ve İstanbul Modern (2004), 9. Havana Bienali (2006), San Francisco Art Institute (2006), Lyon Bienali (2007) ve Sao Paulo Bienali (2012) yer alıyor. Kazma, 2000 yılından beri İstanbul’da yaşıyor.

 

 

Emre Baykal

Emre-Baykal

Emre Baykal, 1995–2000 yılları arasında Yönetmen Yardımcılığını üstlendiği İstanbul Bienali’nde,
2000-2005 yılları arasında Yönetmen olarak görev yaptı. 2005 yılında, Fulya Erdemci’yle birlikte bir kamusal alan projesi olan “İstanbul Yaya Sergileri II: Tünel-Karaköy”ün eş küratörlüğünü üstlendi. 2007’de santralistanbul’da, “Modern ve Ötesi” başlıklı açılış sergisini yönetti. Baykal’ın küratörlüğünü üstlendiği grup sergileri arasında “Haset, Husumet, Rezalet” (ARTER, 2013), “İkinci Sergi” (ARTER, 2010–2011); “Görünmezlik Taktikleri” (Daniela Zyman’la beraber; T-B A21, Viyana; Tanas, Berlin; ARTER, Istanbul, 2010–2011); “Mahrem” (santralistanbul; Kunsthalle Wien Project Space; Tanas, Berlin, 2007-2008) yer alıyor. Baykal, Mona Hatoum (“Hâlâ Buradasın”, ARTER, 2012), Deniz Gül (“5 Kişilik Bufet”, ARTER, 2011), Kutluğ Ataman (“Mezopotamya Dramaturjileri”, ARTER, 2011) ve Ali Kazma’nın (“Engellemeler”, YKY Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, 2010) kişisel sergilerinin de küratörlüğünü üstlendi. Pek çok yayına ve sergi kataloğuna yazılarıyla katkıda bulunan Baykal, bir Vehbi Koç Vakfı projesi olan ARTER’de Sergiler Direktörü ve Küratör olarak çalışıyor.

 

 

(1) Amelia Jones, “Decorporealization”, Sensorium: Embodied Experience, Technology, and Contemporary Art içinde, yay. haz. Caroline A. Jones (Cambridge: MIT Press, 2006), 133–136.

(2) Michel Foucault, “Utopian Body”, Sensorium: Embodied Experience, Technology, and Contemporary Art içinde, yay. haz. Caroline A. Jones (Cambridge: MIT Press, 2006), 229.

(3) Michel Foucault, “Utopian Body”, Sensorium: Embodied Experience, Technology, and Contemporary Art içinde, yay. haz. Caroline A. Jones (Cambridge: MIT Press, 2006), 231.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir